Bir rüya gördüm, kanatlarımdaki tüyler ışıl ışıldı. Göklerin en üst katına kadar uçabiliyordum. Yükseldikçe küçülüyordu sokaklar çatılar. Işıklar flulaşıyordu. Ve küçülüyordu her türlü kavgalar. Bombaların çıkardığı yangınlar. Moloz yığınları toprağa karışıyordu içindeki bedenlerle. Ayırt edilemiyordu iyiyle kötü.
Bir kuşun gözünden bakıyordum dünyaya. İnsanların kavgası hiçbir anlam taşımıyordu. Görmeye değer şeyleri görüyordum sadece. Dağları, denizleri ve gün batımlarını. Ruhum iyileşene kadar uçtum. Ciğerlerim temizlenene kadar. Yıldızlar yerden daha yakın görünene kadar.
Bilgelik içinde yere tohumlarını saçışını izledim yıldızların. Dünya döndükçe her yerine değen, doğan serpilen altın tozlarını gördüm. Gitgide parlayan dünyanın acı çeker gibi dans edişini izledim. Altın tozlarının bir ağaç gibi dallarını birbirine uzatıp sarıldığına şahit oldum. Neşeli bir şarkı söylüyorlardı.
Yalnız uçtuğumu zannederken etrafımda bir sürü gümüş mavisi kuş buldum sonra. Hep beraber altın tozlarının şarkısında dans ettik. İçimizdeki neşe taşıp ağır gelene kadar süzüldük. Süzüldük. Süzüldük. Teker teker yeniden dünyaya dağıldık. Neşeyi toprağın kalbine işleyene kadar. Yeniden ve tekrar yükselmek üzere. Hep beraber yükselmek üzere.
Sevgiyle ve ışıkla.
