öl ve yaşama yol aç

Zihnini susturduğunda ruhun şarkısı duyulur. Gözünü kapadığında gönlün görmeye başlar. Hayatta koşturmacayı bırakıp durduğunda ruhun yolculuğu başlar. Tıpkı iki tekerlekle ilerleyen bir araba gibi ‘sen’i taşıyan iki dayanağından biri eksik kaldığında tökezleyen, ilerlemesi duran ‘sen’ olursun.

Ne kadar tanıdık değil mi? Boşuna değil dönem dönem kimseyi görmek istemeyişimiz, hiçbir meşgale ile kendimizi oyalamayışımız. Ruhumuz boşluk istiyor kendini gerçekleştirmek için. Eski alışkanlıkları terk etme zamanı geldiğinde sonbaharda titreyen bir ağaç gibi döküyoruz kuru yüklerimizi. İç sesimiz uğulduyor: Her birinizin varlığı çok özeldi, sevgiyle toprağa karışın, hoşça kalın. Şimdi baharda açacağım tomurcukları içimde büyütme zamanı.

Kahramanın yolculuğundaki duraklar geliyor aklıma. Ve ben her geçen gün daha iyi anlıyorum ölüm kartının temsil ettiği dostluğu, şifayı. Vaz geçmeye korktuğumuz, vefa diye bağlanıp kaldığımız, sırf alışkınız diye kopamadığımız ne varsa bir bıçakla eti kemikten sıyırır gibi nasıl da güzel arındırıyor bizi. Kendi ellerimizle ördüğümüz, ardına saklanıp karanlığında kaldığımız o duvarları nasıl da güzel yıkıyor. Bak işte güneş orada, dercesine.

Şükür olsun, şifa olsun.

Yorum bırakın